Anasayfa

İstanbul tarihinden esintiler

8 ay önce
Muhammed Can Küçükaslan

İstanbul Tarihinden Esintiler "Be makam-ı Konstantiniyye el-Mahmiyye" Osmanlı döneminde yüzyıllarca kullanılan adı:Konstantiniyye; "korunmuş makam". Konstantiniyye  İslam tarihi boyunca bu adla anılırdı. Kimse şehrin kurucusunun adını küçümsemez ve inkar etmez idi. Osmanlı İstanbul'u Büyük Konstantin'nin adını taşımaktan hiçbir zaman rahatsız olmamıştı. Dolayısıyla bu konuda hassasiyete lüzum yoktur. Büyüklük açısından kıyaslanılacağı zaman ne iskenderiye ne kudüs ne de antakya onunla yarışabilirdi. Atina ise zaten harabelik halini almıştı. Emeviler dönemindeki şam, abbasiler dönemindeki bağdat ve iranın isfahan'ı büyük şehirlerdendir.  Kurulduğu dönemde onun kadar büyük şehir olan bir roma vardır. Ama 2 asır içinde İstanbul imparatorluk merkezi olarak zenginleşip istikrar sahibi olmuşken, Nova Roma'nın aksine Roma gittikçe  fakirleşti ve ihtişamını kaybetti. Bu şehrin adını kullanmak için "polis" kelimesi yetmişti. Bundan dolayı "şehre, şehirde" anlamındaki "stinpoli" şehrin eski adı olarak yerleşmiştir. Emevi kuşatmasıyla "istinbol" deyimi yerleşti. 18. Yüzyılda bazı ferman ve kayıtlarda "İslambol" olarak kullanılsa da 18. yy'nin garip bir bilinci olan bu isim 19. yy'da terkedilmiştir. Her ne kadar İsfahan ve Delhi gibi daha kalabalık şehirler  olsa da istanbul'un orijinal mimarisi ve kütüphaneleri dikkat çekerdi. Develer dolusu kitapla bu şehire kitap taşınmıştır. İstanbul'un bu zenginliği muhtelif dillerde, muhtelif isimlerle anılmasına sebep olmuştur: Asitane, Dar es-Saadet, Der Aliyye, Dar el-Hilafet el-Aliye isimleri son zamanlarda halk tarafından kullanılan isimdi. Slavlar oraya "tsarigrad" (çarın şehri) ismini vermişti. Bu isim bulgarcada hala böyle kullanılıyor. Bu isimlerden hiçbirisi reddedilmemeli, çünki hepsi bin sene boyunca dünyanın tek ve büyük metropolü olan şehrin adıdır. Şehrin kendine özgü nüfus politikası vardı. Üstelik şehri kalabalıklaştırmak için iskan edilenler arasında müslüman olmayan karamanlı rumlar, helence konuşanlar ve ermeniler de vardı. Hatta dini hiyerarşide hiçbir yeri olmamasına rağmen İstanbul'da bütün ermenilerin yönetildiği patriklik teşkilatlandırıldı. 15-16 yy'larda ise yahudi göçüyle istanbul ve selanik yahudilerin iki öerkezi haline gelmişti. İstanbul'un protokolü kendisine mahsustu. Buna başka yerlerde rastlamak pek de mümkün sayılmaz. Öyleki bu konu üzerine sayısız kitap yazılmış. Örneğin İmparator Konstantin Porfirogenetus 10. Yy'da "De Ceremoniis Aulae Byzantinae" isimli kitabı yazmıştır. Bu şehirde hükümdarın nasıl yaşayacağı devlet adamlarıyla temasları her ayrıntısıyla tespit edilirdi